Bir dönem Anadolu’nun farklı şehirlerinde “Dünya Bizi Bekliyor” başlıklı konferanslar düzenlemiştik. Ana fikrimiz bir zamanlar âleme nizâm vermiş bir medeniyetin çocukları olarak, bugün yeniden zalimlerin karşısında mazlumların umudu olabilecek bir diriliş imkânına sahip olduğumuza dairdi. Anadolu coğrafyası, tarihte olduğu gibi bugün de yeryüzündeki bozulmaya karşı bir ıslah ve ihya hareketinin merkezi olabilirdi.
Konferansların birisinde, bir imam hatip lisesinde genç bir kız söz aldı: “Konuşmanızı dinledim,” dedi, “ama anlattıklarınızı hiç gerçekçi bulmadım.” Yaşını sordum. “On yedi” olduğunu söyledi. Tebessüm ettim ve şöyle mukabelede bulundum: “Senin üç katın yaşındayım. Doğrusu bu yaşta biraz fazla hayalci kalmış olabilirim. Ama sanki sen de on yedi yaşa göre biraz fazla gerçekçi olabilir misin acaba?”
Biz hayalci miyiz bilmem ama bugünün güç dengeleriyle bakılsaydı sahabe hiç gerçekçi değildi. Mekke’nin dar sokaklarından çıkıp insanlığa adalet, tevhid ve merhamet çağrısı taşıyan ilk mü’minler, dünyanın alışılmış ölçülerine göre gerçekçi değillerdi. İstanbul surlarının önüne gelen Fatih Sultan Mehmed Han da birçoklarının hesabına göre gerçekçi değildi. İstiklal Harbi’nde yokluk içinde kıyam eden dedelerimiz de gerçekçi değildi. Tarihi gerçekçiler değil, rüyalarının peşinden gidenler yazdı.
Gerçekçi olmayı küçümsemiyoruz. Akletmeli, tedbir almalı, imkânları tartmalı, zamanı ve zemini gözetmeliyiz. Fakat modern dünyanın bize yaptığı en büyük kötülüklerden birisi olan “gerçekçilik” tuzağına düşmemeliyiz. İnsanı sebeplerin içinde hapseden bu bakış açısı, sebeplerin sahibini unutturuyor. İmkân hesabı yaptırıyor, fakat imanı hesaba katmıyor. İşte Gazze bunun son örneğidir. Hiçbir şeyi olmayan insanların dünyanın gidişatını değiştirmeye muvaffak oluşları hepimizin gözünü açmalıdır.
Bugün rüyamızı hatırlama zamanıdır. Dedelerimizin gördüğü o büyük rüyaya yeniden uyanmamız gerekiyor. İnsan rüyası kadar büyüktür. Biz rüyamızın peşinden gittiğimiz müddetçe büyüdük ve mazlumların umudu olduk. Bugün dünya, kundakçı zalimlerin elinde yangın yerine çevrilmiştir. Küresel ölçekte fesat üretenler yalnızca şehirleri, toprakları ve devletleri yakmıyor; insanın kalbini, ailenin huzurunu, toplumun emanet duygusunu, adalet fikrini ve hakikat arayışını da kundaklıyor.
Bize İslam nizâmı lâzım. O nizâm, insana yeniden haddini bildirecek, Rabbini tanıtacak, emanete riayeti mümkün kılacak, zulme rıza göstermeyecek, mazlumun yanında duracak, malı putlaştırmayacak, gücü adaletle sınırlayacak bir hayatın nizâmıdır. O nizâmın başında Âlemlere Rahmet Canımız Peygamberimiz vardır. İslam nizâmı çağrısı, bugünün dünyasında her zamankinden daha diri bir çağrıdır. Çünkü yangın büyüyor, fesat yayılıyor, ıslaha ihtiyaç artıyor.
Hadi gerçekçi olalım: Dünya gerçekten bizi bekliyor mu? Evet, dünya adaleti bekliyor, merhameti bekliyor, emaneti bekliyor, hakkaniyeti bekliyor. Dünya, küresel kundakçıların yaktığı ateşe karşı bir rahmet nefesi bekliyor. Bu nefesin adı bizim için İslam nizâmıdır. Bu nizâmın taşıyıcıları ise önce kendi kalbini, sonra evini, sonra mahallesini, sonra ülkesini ve nihayet insanlığı ıslah etmeye talip olan mü’minlerdir. Bu sayımız bu mü’minlerin zuhuru için bir duadır. Bir sonraki sayımızda buluşmak ümidiyle Allah’a emanet olunuz.